bak işte, bir minik serçe

her şey “kaldırım serçesi / la vie en rose” filmini izlememle başladı diyebilirim. adını duymamış değildim; ama ne hakkında bir şeye rastlamış (algımın seçiciliği bu konuda geçicilik yapmış demek ki) ne şarkılarını dinlemiştim. film beni öyle etkiledi ki internette onunla ilgili ne varsa okumaya, yazdığı biyografiyi bulmak için akmar’da sahafların peşinden koşuşturmaya başladım. sonunda da bir edith piaf seveni olup çıktım. hayranı diyemiyorum, henüz o konuda çok eksiğim. ama bu kadını gerçekten seviyorum. kalbimde bir hüzünle seviyorum.

geçen bayram tatilinde paris’e gideceğimiz kesinleşince en sevindiğim şeylerden biri de onunla ilgili müze, ev,  mezar vb. bir şeyi ziyaret etme olasılığımın çıkmasıydı. edith piaf’a ayırdığımız o sabaha kadar da mutluluğumdan ve heyecanımdan hiç bir şey eksilmemişti. tabii, acı gerçekle karşılaşıncaya kadar.

acı gerçek şu ki, paris’te resmî bir edith piaf müzesi bulunmamakta. ziyaret edilecek yerleri gösteren haritada adı geçmekte evet, ama gidince görüyoruz ki müze denilen yer, bir hayranının onunla ilgili topalayabildiği ne varsa toplayıp oturduğu dairenin iki odasını bu eşyalarla donatmasından mütevellid bir müzecik. bilet yok, dolayısıyla giriş ücretsiz. yalnız, gitmeden önce randevu almak gerekiyor. muş. tabii biz bundan bîhaber apartmana gidip apartman sakinlerinden birinin kapıyı açmasından yararlanarak içeri girdiğimiz ve fransızca bilmediğimiz için  direkt müze kapısına vardık. ev sahibi, müzenin de sahibi oluyor kendisi, bizi böyle karşısında görünce söylenip durdu önce. fransızca konuştuğu için ben tek kelime anlamadım, ama eşim o eşsiz öngörüsü ve mantığıyla (bu konuda gerçekten eşsizdir kendisi, canım benim) adamın bize telefon etmeden geldiğimiz için söylenip durduğunu anladı. neyse gelmişiz o kadar, geri de çeviremedi bizi tabii, girdik içeri.

 

mealen: yalnızca randevu ile ziyaret edilir. gelmeden önce telefonla arayınız.

iki küçük odada  eidth piaf resimleri, eşyaları ve elbiseleri… küçük müçük ama yine de güzeldi. yazık ki müze sahibi içerde fotoğraf çekmemize izin vermedi. ben de her şeyi hafızama kazımaya uğraşıp heyecanımı bir sonraki durağımız olarak planladığımız edith piaf evi’ne saklayarak olay mahallinden çıkmakta olan eşimi takip ettim.

öncelikle şunu söyleyeyim ki paris’te edith piaf evi, ahı çıkmış vahı kalmış bir kapıdan ibaret kalmış bulunmakta. taş tabelada yazdığına göre edith piaf’ın doğduğu evmiş burası; ama söylenenlere göre edith piaf hastanede doğmuş aslında :) belki burası büyüdüğü evdir ama bildiğime göre babası onu çok küçük yaşta alıp babaannesinin yanına veriyor. ayy, neyse canım, siyesay niyorkluk yapmanın alemi yok, minik serçe’ye dair bir şey göreyim diye heves ettim, onca belleville yolu teptim, ama anca çektiğim bu fotoğraflarla kaldım anlayacağınız.

 

 

mealen: bu evin merdivenlerinde 19 aralık 1915'te büyük bir yokluk içinde daha sonra sesiyle dünyayı altüst eden edith piaf doğdu.

 

 

Reklamlar

top sende, yaz bakalım!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: