kopenhag vol. 1

dört gündür danimarka‘nın başkenti kopenhag‘dayız. bu gezimizi daha öncekilerden ayıran bizim için çook önemli bir farkı var, o da beraberimizde bir değil artık iki çocuğun olması ve inanın bir’in iki’ye çıkması yüzde yüzlük bir artıştan çok daha fazlası. ama buraya benim zillilerden şikayet etmek için yazmıyorum, onun için yaşadığımız sabır imtihanlarını sineme gömüp yediğimiz içtiğimiz bizde kalmak üzere gezip gördüklerimizi anlatmaya çalışacağım.

kopenhag (gerçi her yeri gezmiş sayılmayız ama) gördüğüm kadarıyla ilk başta biraz soğuk (mesafeli anlamında, çok şükür havadan yana bir sıkıntımız olmadı şimdilik); ama ilk günün yol yorgunluğunu ve “rahatımı bozup neden geldim buralara” psikolojisini  atlatınca oldukça sevimli gelen bir yer. bir kere dümdüz. ikincisi basbayağı asır/lar devirmiş yapıların dimdik ayakta durduğu tarihin tozlu yollarında geziniyormuş hissi yaşatan bir şehir. üçüncüsü ilk başta sıkıcı gelebilecek kadar düzenli, trafik rahat, insanlar kurallara uyuyor falan. bir de istanbul’un keşmekeşini normalleştirdiğimizden midir nedir burada insanlar sanki dertleri tasaları yokmuş gibi rahat, stressiz dolaşıp duruyorlar. şunu da eklemeliyim ki, en azından benim karşılaştıklarımda gördüğüm kadarıyla, oldukça nazikler (belki iki çocuklu bir kadına zaten olsa olsa nazik davranılacağındandır bu; ama ben yine de genel anlamda nazik ve yardımsever olduklarına inanmayı tercih ediyorum.).

burada en çok şaşırdığım şey neredeyse danimarkalı (olduklarını zannettiklerim) kadar başka milletlerden de insanlar görmemiz. hintlisi, pakistanlısı (ya da diğer orta doğu ülkelerindensi), çinlisi (ya da diğer uzak doğu ülkelerindensi), zencisi ne ararsan var burada. bir de biz tabii, en azından pazartesiye kadar. şimdilik bizden başka türk’e rastlamadık, danimarka’da elli bine yakın türkün yaşadığını duymuştum zira.

gelmeden önce okuduklarımdan öğrendiğim kadarıyla şaşırmamam gereken ama yine de “allah allah” dediğim şey de kopenhag‘ın gerçekten pahalı bir şehir oluşu. kıyas için şöyle bir örnek vereyim, tek binişlik otobüs bileti neredeyse sekiz lira (eşimin hesapladığı kur üzerinden).

neyse gelelim “gezelim görelim” programımıza, önce nyhavn yani “yeni liman:

DSC09392

şimdi eğri oturup doğru yazalım, renkli renkli binalarıyla  meşhur bu limanımız o kadar da renki değil bir kere. evet, düz adam yorumu, ama doğru, kopenhag’ın herhangi bir yerinde görebileceğiniz birbirine bitişik binaların her birini farklı renklerle badanalamışlar, önlerine de bir sürü cafe bar açmışlar, sonra fotoğraflarda rengarenk gösterip kartpostal yapmışlar. ha güzel mi? evet, güzel. belki bir yerde oturup iki tek atsam daha da güzel gelecekti ama yanımda iki çocuk, alemlere akmaya niyetlenmedim açıkçası, ben de aşağıdaki fotoğrafları çektim:

DSC09415

20130516_115148

paris'te de rastladığımız köprü demirlerine asma kilit musallat etme akımı burada da mevcut.

paris’te de rastladığımız köprü demirlerine asma kilit musallat etme akımı burada da mevcut.

nyhavn 20 numaralı ev, andersen'in evi diye okumuştum; ama sadece bunu bulabildim.

nyhavn 20 numaralı ev, andersen’in evi diye okumuştum; ama sadece bunu bulabildim.

 

korsan gemisi de gördük uzaktan da olsa; ama görüldüğü üzre açık denizlerde zengin malı yağmalamak yerine o da andersen gibi uyuşukluğunu rahatlığını seçmiş.

korsan gemisi de gördük uzaktan da olsa; ama görüldüğü üzre açık denizlerde zengin malı yağmalamak yerine o da andersen gibi kapitalizmin rehavetini seçmiş.

bir sonraki durağımız walt disney‘e disneyland için ilham kaynağı olduğu rivayet edilen şehrin en eski eğlence ve mesire yeri tivoli. buraya  tivoli bahçeleri deniyor ve içinde botanik anlamında ciddi çalışmalar yer alıyor ama benim çimenle çiçekle börtü böcekle alakam sözel öğrencisinin matematikle alakası kadar olduğundan işin lunapark tarafı daha çok ilgimi çekti açıkçası. gerçekten de dudak uçuklatacak atraksiyonlar vardı, hiçbirine bulaşmadık tabii. dünyanın dört bir yanından değişik yapılara örnekler ve cafeler de hoşça vakit geçirilecek bir yer yapmış burayı. biletin 95 kron (eş kur hesabıyla 33 liradan fazla)  olması parkın tek olumsuz tarafı olmakla beraber çocuklara ücretsiz. işte tivoli enstantaneleri (bu kelimeyi de sanırım ilk defa bir cümlede kullandım, onu da yanlış kullandım.)

tivoli

tivoli

burası bir tiyatro sahnesi, sanırım uzak doğu pandomim tiyatrosu

burası bir tiyatro sahnesi, sanırım uzak doğu pandomim tiyatrosu

 

tivoli

 

 

camiiye benzer bir şey de vardı ama sanırım laz bir müteahhite rast gelmişler

camiiye benzer bir şey de vardı ama sanırım laz bir müteahhite rast gelmişler

tivoli

 

şimdilik bu kadar. yazı dizimiz devam edecek (diye umuyorum).

Reklamlar

top sende, yaz bakalım!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: