Category Archives: gördüm

vizyonumuz misyonumuz

geçenlerde  philadelphia’daki en yüksek binaya yolumuz düştü. kendisi bir telekominikasyon  şirketi olan (burada sallıyor da olabilirim) comcast’e ait fotoğrafta da görmüş olduğunuz üzre oldukça gösterişli bir bina.

iş bu yazıya mevzu bahis olma nedeni binanın dışının da içinin de yakıyor olması. hani bazı müesseselerde “vizyonumuz bidi bidi bidi, misyonumuz vini vidi vici” diye yazar ya, burayı görünce o çok sevdiğim “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” sözüne can-ı gönülden bir kez daha hak verdim. zira bina her şeyiyle kendini anlatıyor zaten efenim, söze ne hacet. şimdi küçük bir örnek vereceğim ki bu küçük örnek dahi kendi türünde en büyüklerden biri. aşağıdaki fotoğraflara bir göz atın önce:

yukarıda görmüş olduğunuz fotoğraflar binanın girişine ait ve duvardakiler dev fotoğraflar değil, dev bir ekran orası. sitesinde yazdığına göre 4cm kalınlığında en büyük ekranmış bu. girişe tabureler, banklar falan koymuşlar zaten, gelen oturup o dev ekranı izliyor. biz de oturduk, izledik, fotoğrafını çektik, bir ara baktık iş öküz-tren münasebetine dönecek, tiz kaçalım dedik, çıktık neyse ki. ama araştırmacı blogger ruhuyla size de bir numune getirmeyi ihmal etmedim, buyrunuz.

two men and a truck

arasıra ufak zeka pırıltılarına rastlamak güne neşe katıyor.

rastgele

gurbet ellerde olunca, insan memleketine dair neye rastlarsa meşe palamudu görmüş ays eyç sincabına dönüyor. philadelphia’daki kitabevlerinde rastladığım şeylere bir bakın hele :)

bir küçücük kutucuk

yine amerikan filmlerinde hastası olduğum bir şey daha var ki o da eleman hani sokakta bi yere giderken yolda bir küçücük kutucuk içi dolu gastecikten gazete alır, manşete bakar vee o da ne!!!! burası filmine göre değişir tabii de, işte o kutucuklardan bir iki numunenin fotoğrafını çektim geçenlerde ve evet bu kutucuklardan insanlar bazıları bedava bazıları paralı gazeteler alıyor, okuyor, yurda yararlı bir insan oluyor.

sukul bas, kim tutar seni!

hani amerikan filmlerinde hep  görürüz, çocukların okula giderken bindikleri oldukça eski model, sarı otobüsler vardır. ben bu tip otobüslerin filmin zamanına uygun olsun diye kullanıldığını sanırdım ki yanılmışım, amerika’da hâlâ bu tip okul otobüsleri kullanılıyormuş. sonradan düşününce, trafikte  güvenlik açısından mantıklı geldi bana zira nereden bakarsanız bakın, uzak-yakın, hava-kara, bunların okul otobüsü olduğu belli. trafikteki araç da, polis de, yayalar da ona göre davranabilirler.

neyse, hastasıydım zaten bu tiplerin, aslını görmek güzel oldu şu ömr-ü hayatımda.

elif şafak okuma şeysi

iki gün önce, çok güzel bir iki saat geçirdim ki hayatımızda yaşadığımız nice iki saatlerin pek azı unutulmaz etiketini yapıştırabileceğimiz nitelikte olmaktadır ne yazık ki.

yıllar önce ankara’da, imge kitapevi’ndeki imza gününde tanıştığım,  o yıl yayımlanan romanı bit palas’ı okumaya başlayınca beni dönüşü olmayan bir yolda cümleleriyle başbaşa bırakan elif şafak’ın philadelphia free library’deki okuma ve imza gününün haberini bir ay öncesinden alıp bütün heyecanımı etkinliğin bir iki saat öncesine saklamıştım. iyi de etmişim zira benim için çok keyifli geçti.

etkinliğin asıl amacı yazarın romanından paragrafları kendi okumasıyla oradakilerle paylaşmaktı. elif şafak, ingilizce yayımlanan romanı the forty rules of love’dan (bizde “aşk” adıyla yayımlanan roman) bir iki paragraf okudu önce. sonra biz gelenlerin de sorularını ve düşüncelerini paylaşmak istediğini, etkinliğin monologdan diyaloğa dönüşmesini tercih edeceğini söyledi. öyle de oldu. gelenler arasında biz türkler kadar amerikalılar da vardı ve sorular onlardan geldi zaten. genel olarak oradakilerin elif şafak’ı beğendiklerini söyleyebilirim; çünkü kitaplarını bilenler olduğu gibi orada tanıyıp beğendiklerini dile getirenler oldu. kitabıyla ilgili, nasıl yazdığıyla ilgili hatta türkiye’deki kadınların durumuyla ilgili sorular soruldu. soruları içtenlikle yanıtladı elif şafak. gerçi soruları bana sorsaydılar hemen hemen aynı cevapları verebilirdim; çünkü sorular türkiye’de yapılan ropörtajlardaki sorulara benziyordu ve elif şafak da benzer yanıtlar verdi. bu anlamda ünlü olmanın en sıkıcı tarafı bu olmalı herhalde, aşağı yukarı her yerde aynı sorular sorulduğu için cevapların da ister istemez aynı olması. neyse…

Continue reading →

%d blogcu bunu beğendi: