Tag Archives: ingrid bergman

güz sonatı

bu filmi gerçekten çok beğendim. derdini net ve çarpıcı bir şekilde anlatıyor ve iki başrol oyuncusu da harika.

 

 

Ingmar Bergman‘ın 1978 yılında çektiği Güz Sonatı / Autumn Sonata, yönetmenin oyuncusu az ama söyleyecek sözü çok filmlerinden biri. Bergman‘ın vazgeçilmez oyuncularından Liv Ullmann‘ın ve Ingrid Bergman‘ın başrollerde olduğu film, “Bir kadın, ailesine ne kadar yabancılaşabilir? Bir anne, çocuğunun psikolojisini ne kadar bozabilir? Bir çocuk, en çok sevgi görmesi gereken insandan ne kadar nefret edebilir?” sorularına, olayı insanî boyutundan çıkarmadan ama insanın içinde ince bir sızı bırakmayı da ihmal etmeyerek yanıt veriyor.

Charlotte (Ingrid Bergman) sanatını her daim ailesinden önde tutmuş bir piyano sanatçısıdır. Yedi yıldır görmediği kızı Eva’nın (Liv Ullmann) daveti üzerine kızını ziyarete gider. Charlotte ve Eva önce hararetli bir hoş geliş-hoş buluşla hasretlerini dindirmeye çalışırlar. Sonrasında ise anne kızın ilişkilerini sorgulayacakları ve eteklerdeki bütün taşların döküleceği bir gece onları beklemektedir.

Gücünü oyuncularından ve diyaloglardan alan, görünüşte oldukça sade, içerikte ise olabildiğince derin bir film olan Güz Sonatı / Autumn Sonata‘ı anlatmaya azcık ispiyon (spoiler)la devam edelim.

***

bu yazı sivrisinema‘da yayımlanmıştır, yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Reklamlar

persona

Sinema tarihinin usta yönetmenlerinden Ingmar Bergman tarafından 1966’da çekilen Persona, çoğu eleştirmenlerce sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri (kimilerince de en iyisi) olarak kabul ediliyor. Kaldı ki yönetmenin çoğu filmi zaten sinema sanatının başyapıtları içinde. Böyle olunca, bir sinemaseverin ömründe en azından bir Bergman filmi izlemesinin elzem olduğu kanaatine varabiliriz rahatlıkla. Persona’yla başlıyoruz. Yalnız baştan söyleyeyim, yazıda filmin ispiyonlarını (spoiler) ayıklayamadım, hal-i hazırda filmi izlememişseniz yazıyı okumayı  izledikten sonraya bırakmanız önerilir.

Evet, başlayalım. Filmin başlangıcı gerçekten garip. Garip, elbette anlayışımın kıtlığından doğan bir yargı, yoksa yönetmen gösterdiği şeylerde bir şeyler anlatıyordur muhakkak. Yani, oynatılan bir film şeridi, tarantula misali bir örümcek, kesilen bir koyun, dışarı çıkarılan işkembe, çivi çakılan bir el, erekte olmuş bir penis, ölü yüzleri, ölüler  vs. yönetmenin anlatmak istediği şeylerin simgeleri-metaforları falan da, diyorum ki Bergman bizi çok zeki zannediyordu herhalde. Kesilen koyunla kurbana, çivi çakılan elle İsa’nın insanlık için kurban olmasına gönderme yapıldığını söyledik diyelim, peki diğerleri ne acaba? En azından filmin başındaki erkek çocuğun Elizabeth’in oğlu olduğuna eminim.

***

bu yazı sivrisinema‘da yayımlanmıştır, yazının tamamını  buradan okuyabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: